Bu şeiri mene qürbetin bütün ezab-eziyyetini insafsızca yaşadan Türkiyede yazmışam. Uşaq vaxtı qürbet haqqında çox şeirler qulağımda vızıldamışdı, ancaq ferqine varmamışdım. Hetta bu şeirler niye yazılır deye düşünmüşdüm de...
Ancaq sevdiyim atalar sözünü burda demeliyem ki, dünyanın işini bilmek olmaz! Zaman geldi, qürbet özüme şeir yazdırdı...
Buranın adı gurbet,
Sen de perişan sürgün.
Bir arzu taşırsın hep
Yurduma dönüm bir gün...
* * *
Hep düşünür, anarsın,
Yurtta geçen her anı,
İnan, özlersin hatta
Sevmediğin insanı...
29 Şubat 2012 Çarşamba
16 Ocak 2012 Pazartesi
Sürgün...
Bu şeiri aylar önce Türkiyede yazmışam.
Adı nece gözel seslenir - Türkiye!...
Ama men bir Türk olaraq özümü orda sürgünde hiss etmişdim...
İnsanların sayğısızlığı, her addım başı aldatmaları, güvendiyin şexslerden alınan zerbeler, kişi bildiklerini oöraş çıxması Türkiyeni mene cehennem, meni Türkiyede sürgün etdi... O günler getsin gelmesin!...
Burda zaman geçmiyor,
Gönül suyu bulanık,
Hey sürüp gidiyorum,
Hayat yolum dolanık...
21 Ekim 2011 Cuma
Kim suçlu?...
Gene şehit, gene timsah göz yaşları döküp ağlayan Bülent Arınç, gene "kahr olsun!" diyen ABDullah Gül, gene bin dereden su getirip, bin kılığa girerek anaların gönlünü almaya çalışan Erdoğan, gene "vatan sağ olsun" diye söylenen anlamsız, uyuşturucu içerikli sloganlar, gene yarım kalan arzular, gene yaşlı gözler, gene mahv olan gençlerimiz, gene bir kaç aydan sonra unutulmalar ve gene bir kaç aydan sonra aynı trajedinin tekraren yaşamak.... Yeter be! Yıllar oldu!...
Ben Türkiyede neredeyse 5 ay sürgün hayatımı yaşadım ve Türkiyenin Azerbaycandan görünmeyen yüzlerini gördüm. ne yazık ki, Türk halkı hala o saçma hilafet düşüncesini bırakamamış...
PKK-nın iç yüzünü bilmiyor....
1984-ten bu güne kadar onca şehitlerimiz varken halk hala "vatan sana canım feda!" söyleyip de katil hükümetlerin ekmeğine yağ değil, bal sürüyor....
Ya, bu vatan savaşı mı??? Hayır!...
Bu bizi katleden AKPKK işbirliği oyunu!!!
Yaklaşık bir milyona kadar ordusu olan, NATO-nun en güçlü kara kuvvetlerine sahip Türkiye için avuç boyda PKK-yı bitirmek çok mu zor?...
Pilotsuz uçağından tutmuş uyduya kadar Türkiyenin her şeyi var. Gökte durup yerde kütüğün altındakı fareyi bile izleyecek, yerini taspit edecek güçe sahip Türk uyduları mağaralarda saklanıp kendisini "kürtüstan"da sanan şu dağ farelerini bulamıyor mu?!
Beğenmediğimiz İsrail bir askerini 477 filistinliye değiştiği halde "bir türk dünyaya bedeldir" diyen Türkiye neden az kalsın dünyadaki tüm halkların yerine şehit veriyor?...
İstanbulda büyümüş bir çocuğa iki ay sözde eğitim vererek dağlara çıkarıp kurban etmenin anlamı nedir?
Övündükleri "bordo bereliler"in sayısı neredeyse PKK-nın sayısı kadar...
Özel kuvvetler hesabına bu dağ fareleri bitirilemez mi?
Milletin günahsız çocuklarını şehit ettirerek gündemi karıştırıp bu kargaşa içinde kendi iğrenç politikalarını yürütmek ne demek???
Ek olarak şunu söyleyim ki, kör vatanseverlik(patriotizm) en salak bir düşünce olup da her zaman katil hükümetlerin işine yaramıştır. Türkiyede de böyle bir düşünce var: "Anadolu`da yaşamanın bir bedeli var! Ödemişiz, ödeyeceğiz!"... Bu ne demek ya? Benim kendi evimde yaşamamın bedeli her gün dövülmek, sövülmek mi? Hele her kesin kendi evinde rahatca yaşadığı bir dünyada, dönemde...
Biliyorum, gene patriotizmle zehirlenmiş halk "vatan sağ olsun!" diyecek...
Ya, kardeşim, VATAN dediğin, taş, toprak değil! VATAN sensin, benim, biziz, dünyanın en eski ve yüce milleti olan kutsal Türk milletidir!!!
Vatan artık sağ değil... Vatan dediğin o gençlerimizdir ki, artık yaşamıyorlar...
Yeter artık göz göre günahsız çocuklarımızı iğrenç politikalarınıza kurban verdiniz!!!
Artık şehit annesi, şehit babası her aktörlüğü yapıp timsah göz yaşları döken Erdoğana "vatan sağ olsun!" değil, "DEF OL!!! SEN BENİM OĞLUMUN KATİLİSİN!!!" söylemeli!...
Bu bir gerçektir ki, AKP hükümeti, ikiz kardeşi olan PKK-yı bitirmek istemiyor. Neden diye soranlara diyeyim ki, çeşitli nedenler var....
......Mesela
1. Dünyanın narkotik tarlası olan Afganistanda yetiştirilen binlerce ton narkotiği kaçak ticaretin tranzit merkezi olan İran ve İraktan Türkiyeye geçirip, ordan da uluslararası sulara çıkarıp dünyanı zehirleyerek milonlarla dolar kazanan narkobaronlara Türkiyenin İran ve İrak sınırında kontrölsüz bölge lazım!...
2. En çok gelirli ticaret alanı olan silah ticaretidir. Mafyalar ve devletler için insan hayatı önemli değil. Yeter ki, daha çok silah ve kurşun satılsın...
3. Türkiye bütçesinin yarıdan çoğu ordu için harcanıyor. türkiyenin güney-doğu Anadolu`da yaklaşık beş yüz bine kadar (belki de daha fazla) askeri var. Bu kadar insanın yemeği, içmeği, giysisi, ilaçı, silahı, maaşı bir günde kaç milyon dolar ediyor, bir bilseniz...
Bu durumdan yararlanan, milyonlarla dolar kazanan şahıslar Türkiyede yok mu sanıyorunuz?...
4. İnsan ticareti için az önce söylediğimiz kontrolsüz alan verimli değil mi?
5. Çatışmalarda yaralananlar için harcanan kan, ilaç, bu alanın(ilaç mafyozları) baronlarına kaç milyon dolar para kazandırıyor, biliyor musunuz?...
6. İnsan organı tacirlerinin bu olaylarda parmağı yok mu acaba?... ve s ve b....
Tüm bu yırtıcı katiller ordusu Türkiyede kimlerle ortak? ve ya kimden "izn" alarak çalışıyor?...
İşte böyle bir ticaret ortamında manevra yapıp da "kürtüstan" hayalini gerşekleştirenler var ve bu yarınlarımız için korkunçtur....
Biliyorum, gene Avrupaya küfrler yağacak, her kes ne PKK-yı, ne de AKP-yi suçlayacak... Ben Türkiyedeki şu Avrupa düşmanlığını hiç anlamıyorum. Rusya gibi ezeli ve kavi düşman varken, kimse Rusyaya bir laf söylemiyor. Oysa askerlerimizin canını alan silah, yani Kalaşnikof Avrupa değil, Rusya ürünü... Ve PKK-yı da 80-li yıllarda bir komünist partisi gibi SSCB(yani Rusya) ve onun başında duran KGB generali Haydar Aliyev(Azerbaycandaki şu anki diktatör İlham Aliyevin babası) yaratmıştır....
Efendiler! Şunu söyleyim ki, Avrupa parlamentosu Rusya ve onun köpeği olan Aliyev Azerbaycanının parlamentosundan farklı olarak PKK-yı terrör örgütü gibi tanımış. Ha, bizim yerimize savaşacak değiller ki... İşini buraya kadar yapmışlar yani. Türkiye PKK-yı son kişisine kadar soykırım yapsa bile, hukuki açıdan kimse ona bir laf söyleyemez. Yani kısacası, artık iş Türkiye devletine kalmıştır ve göründüğü kadarıyla Türkiyede hiç bir hükümet, özellikle de AKPKK hükümeti ticaret ortağı olan PKK-yı bitirmek istemiyor....
Ben Türkiyede neredeyse 5 ay sürgün hayatımı yaşadım ve Türkiyenin Azerbaycandan görünmeyen yüzlerini gördüm. ne yazık ki, Türk halkı hala o saçma hilafet düşüncesini bırakamamış...
PKK-nın iç yüzünü bilmiyor....
1984-ten bu güne kadar onca şehitlerimiz varken halk hala "vatan sana canım feda!" söyleyip de katil hükümetlerin ekmeğine yağ değil, bal sürüyor....
Ya, bu vatan savaşı mı??? Hayır!...
Bu bizi katleden AKPKK işbirliği oyunu!!!
Yaklaşık bir milyona kadar ordusu olan, NATO-nun en güçlü kara kuvvetlerine sahip Türkiye için avuç boyda PKK-yı bitirmek çok mu zor?...
Pilotsuz uçağından tutmuş uyduya kadar Türkiyenin her şeyi var. Gökte durup yerde kütüğün altındakı fareyi bile izleyecek, yerini taspit edecek güçe sahip Türk uyduları mağaralarda saklanıp kendisini "kürtüstan"da sanan şu dağ farelerini bulamıyor mu?!
Beğenmediğimiz İsrail bir askerini 477 filistinliye değiştiği halde "bir türk dünyaya bedeldir" diyen Türkiye neden az kalsın dünyadaki tüm halkların yerine şehit veriyor?...
İstanbulda büyümüş bir çocuğa iki ay sözde eğitim vererek dağlara çıkarıp kurban etmenin anlamı nedir?
Övündükleri "bordo bereliler"in sayısı neredeyse PKK-nın sayısı kadar...
Özel kuvvetler hesabına bu dağ fareleri bitirilemez mi?
Milletin günahsız çocuklarını şehit ettirerek gündemi karıştırıp bu kargaşa içinde kendi iğrenç politikalarını yürütmek ne demek???
Ek olarak şunu söyleyim ki, kör vatanseverlik(patriotizm) en salak bir düşünce olup da her zaman katil hükümetlerin işine yaramıştır. Türkiyede de böyle bir düşünce var: "Anadolu`da yaşamanın bir bedeli var! Ödemişiz, ödeyeceğiz!"... Bu ne demek ya? Benim kendi evimde yaşamamın bedeli her gün dövülmek, sövülmek mi? Hele her kesin kendi evinde rahatca yaşadığı bir dünyada, dönemde...
Biliyorum, gene patriotizmle zehirlenmiş halk "vatan sağ olsun!" diyecek...
Ya, kardeşim, VATAN dediğin, taş, toprak değil! VATAN sensin, benim, biziz, dünyanın en eski ve yüce milleti olan kutsal Türk milletidir!!!
Vatan artık sağ değil... Vatan dediğin o gençlerimizdir ki, artık yaşamıyorlar...
Yeter artık göz göre günahsız çocuklarımızı iğrenç politikalarınıza kurban verdiniz!!!
Artık şehit annesi, şehit babası her aktörlüğü yapıp timsah göz yaşları döken Erdoğana "vatan sağ olsun!" değil, "DEF OL!!! SEN BENİM OĞLUMUN KATİLİSİN!!!" söylemeli!...
Bu bir gerçektir ki, AKP hükümeti, ikiz kardeşi olan PKK-yı bitirmek istemiyor. Neden diye soranlara diyeyim ki, çeşitli nedenler var....
......Mesela
1. Dünyanın narkotik tarlası olan Afganistanda yetiştirilen binlerce ton narkotiği kaçak ticaretin tranzit merkezi olan İran ve İraktan Türkiyeye geçirip, ordan da uluslararası sulara çıkarıp dünyanı zehirleyerek milonlarla dolar kazanan narkobaronlara Türkiyenin İran ve İrak sınırında kontrölsüz bölge lazım!...
2. En çok gelirli ticaret alanı olan silah ticaretidir. Mafyalar ve devletler için insan hayatı önemli değil. Yeter ki, daha çok silah ve kurşun satılsın...
3. Türkiye bütçesinin yarıdan çoğu ordu için harcanıyor. türkiyenin güney-doğu Anadolu`da yaklaşık beş yüz bine kadar (belki de daha fazla) askeri var. Bu kadar insanın yemeği, içmeği, giysisi, ilaçı, silahı, maaşı bir günde kaç milyon dolar ediyor, bir bilseniz...
Bu durumdan yararlanan, milyonlarla dolar kazanan şahıslar Türkiyede yok mu sanıyorunuz?...
4. İnsan ticareti için az önce söylediğimiz kontrolsüz alan verimli değil mi?
5. Çatışmalarda yaralananlar için harcanan kan, ilaç, bu alanın(ilaç mafyozları) baronlarına kaç milyon dolar para kazandırıyor, biliyor musunuz?...
6. İnsan organı tacirlerinin bu olaylarda parmağı yok mu acaba?... ve s ve b....
Tüm bu yırtıcı katiller ordusu Türkiyede kimlerle ortak? ve ya kimden "izn" alarak çalışıyor?...
İşte böyle bir ticaret ortamında manevra yapıp da "kürtüstan" hayalini gerşekleştirenler var ve bu yarınlarımız için korkunçtur....
Biliyorum, gene Avrupaya küfrler yağacak, her kes ne PKK-yı, ne de AKP-yi suçlayacak... Ben Türkiyedeki şu Avrupa düşmanlığını hiç anlamıyorum. Rusya gibi ezeli ve kavi düşman varken, kimse Rusyaya bir laf söylemiyor. Oysa askerlerimizin canını alan silah, yani Kalaşnikof Avrupa değil, Rusya ürünü... Ve PKK-yı da 80-li yıllarda bir komünist partisi gibi SSCB(yani Rusya) ve onun başında duran KGB generali Haydar Aliyev(Azerbaycandaki şu anki diktatör İlham Aliyevin babası) yaratmıştır....
Efendiler! Şunu söyleyim ki, Avrupa parlamentosu Rusya ve onun köpeği olan Aliyev Azerbaycanının parlamentosundan farklı olarak PKK-yı terrör örgütü gibi tanımış. Ha, bizim yerimize savaşacak değiller ki... İşini buraya kadar yapmışlar yani. Türkiye PKK-yı son kişisine kadar soykırım yapsa bile, hukuki açıdan kimse ona bir laf söyleyemez. Yani kısacası, artık iş Türkiye devletine kalmıştır ve göründüğü kadarıyla Türkiyede hiç bir hükümet, özellikle de AKPKK hükümeti ticaret ortağı olan PKK-yı bitirmek istemiyor....
11 Ocak 2011 Salı
Okuduğum Sumer tableti
İlk olarak okuduğum bu tableti okumaya başlayınca öyle sanıyordum ki neyse tarihle ilgili önemli bir şeyler olacakmış. Yanılmıştım... Burada da Haydar Aliyev gibi bir kralı övüyör, övüyör, yine övüyorlar... Üstelik tabletin tek değeri sayılan söz konusu kralın adı da bozuntuya uğramış. Tam okumak olmuyor ne yazık ki... Neyse önemli olan şu ki işaretlerin anlamını bi türlü açmayı başardık. Yazıtta yazılıyor:
1. Dingir - Nin - Gir - Su
2. Ur - Sag - Kalag - Ga
3. Dingir - En - Lil - La
4. Lugal - A - Ni
5. Dingir - Sul - Gi
6. Nitah - Kalag - Ga
7. Lugal – Ki - En - Gi - Uri
8. Lugal - Ki - En - Gi - Ki- ..... - Lil
Anlamı
I versiyon:
1. Tanrı Ningirsu`nun
2. güçlü bahadırı
3. Tanrı Enlil`in yüce
4. kralı,
5. Tanrı Sulgi`nin
6. güçlü eri,
7. Sumer, Ur ülkeleri kralı,
8. Sumer kralı
9. ...lil.
II versiyon:
1. Tanrı Ningirsu`nun
2. beslediği(oğlu) güçlü bahadır,
4. beslediği(oğlu) yüce, akıncı kral(ı),
5. Tanrı Sulgi`nin
6. beslediği(oğlu) güçlü er,
7. Sumer, Ur ülkeleri kralı
8. Sumer kralı
9. ....lil
Kralın adının önü tablette bozulduğundan belli değil*
Açıklama:
I satır, 1. söz – DİNGİR gibi okunuyor. Bu işaret(söz) TANRI(TENGRİ) anlamını veriyor. Söz Sumer dilinde olan Türk sözlerindendir. Bunun açıklanmasına artık gerek duymuyoruz. Söz apaçık ortada Türkçedir. Söz konusu işaret III ve V sıradada(bu sıralarda da birici işaret) aynı anlamda kullanılıyor. Şunu da diyelim ki, bu söz Sumer dilinde hem Tanrı anlamında, hemde Tanrı adlarının önünde gelen determinatif gibi geçiyor. Bu tablette ise ancak determinatif olarak geçmiştir. Mesela ilk sırada DİNGİR NİN-GİR-SU – Tanrı Ningirsu gibi. Adın önünde Tanrı sözünün gelmesi mahz Türk dilinin sintaksis ve morfolojik kurallarından kaynaklanmış bir nesnedir.
I satır 2. söz(işaret) – NİN diye okunuyor. Bu söz ayrılıkta başka anlam – hanımefendi, kız kardeş anlamını veriyorsa da burada artık sonraki işaretlerle birge Tanrı adı gibi kullanıyor. Sumer yazısının, abaçasının tüm eski diller gibi ilginç bir özelliği şu ki, bazı yerlerde, özellikle adların yazılmasında işaretlerin yalnız fonetik değerinden yararlanılıyor. Artık burada işaretin ideogramik değeri kalmıyor. NİN sözünden sonraki, ayır ayrılıkta başka anlam veren GİR(hançer, kılıç, kama) ve SU(bilmek. öğrenmek) sözleri de bu kurala uyarak Tanrı adını belirtiyor. Mesala, bu gün biz bile bu kuralla insanlara ad koyuyoruz. GÜL ve AY – kız adı olan Gülay misali.
II satırda 1. işaret(söz) özgür durumda UR gibi okunup er, insan, yiğit anlamını, 2. işaret SAG gibi okunup baş, birinci anlamını veriyor. Bu iki sözün yan yana, ardıcıl gelerek birleşmesi – UR.SAG ise kahraman, bahadır anlamını veriyor. Aynı sırada bunlardan sonraki 3. işaret KALAG gibi okunup kuvvetli anlamını, 4. işaret GA gibi okunup içki, süt anlamını veriyor. Ancak burada yine yukarıda söylediğimiz kurala uyma var. GA sözü özgür durumdaki anlamında değil de fonetik değerile görevli olup bir ek gibi kullanılıyor. Şöyle ki, Turan dillerinden olan Sumer dilinde de aynen Türkçede olduğu gibi sessiz çiftleşmesi yoktur. İşte bu nedenle KALAG-GA sözündeki G harfinin bir kural talebiyle silinicektir. Bundan sonra söz KALAG-A gibi kalacak. KALAG`ın anlamını söyledik, ama burada GA sözü, yani A harfi ise İsmin dörtüncü hali – bu gün -I, -İ, -U, -Ü olarak kullandığımız ekden başka bir şey değildir. KALAG-A sözünün bugünkü Türkçeye çevirisi kahraman-ı`dır. İşte böyle, II sıra tam olarak güçlü bahadırı gibi okunuyor. Aynen bu satırın benzeri bu açıkalamalar yoluyla olmasa da, bu kurallar esas getirilmeyerek okunsa da, “Gudea” ve “Ur-dingir Ningirsu” levhasına sonuçta aynı okunmuştur. (Şumer Dili ve Grameri. Prof. Dr. Mebrure Tosun, Prof. Dr. Kadriye Yalvaç.I cilt. Ankara 1981. səh 15 ve 16. levhalar.) Bizim fikrimizce burada süt anlamı veren GA sözü, mantıkla, Tanrı Ningirsunun beslemesi anlamına da gelebilir.
III satırda da ilk söz gibi tanrı determinatifi(DİNGİR), sonra ise EN(bey) ve LİL(üflemek, rüzgar, esmek) geliyor. Burada yine determinatifin talebi ile sözler yine fonetik değerile okunarak Tanrı Enlil anlamını veriyor. Ancak bundan sonraki söz – LA ise özgür durumda olduğu gibi yüce(yüksek) olmak anlamını veriyor. Buradan da satırın matığı anlamını “Tanrı Enlil`in yüce(yüksek)...” gibi çıkarabiliyoruz.
IV satırda 1. işaret LUGAL(kral) özgür anlamında kullanılıyor tabii, ama ondan sonra gelen A(akmak, taşkın, akar su), bir versiyona göre, yine, İsim hallerinin, yukarıda dediğimiz gibi, dörtüncü eki(bu günkü Türkçede -ı, -i, -u, -ü), Nİ(gida, yemek çeşiti, yağ) sözü ise üçüncü eki(bu bünkü Türkçede -a, -e) olarak geçiyor. Bu arada, aynen bu günkü Türkçede olduğu gibi burada da Nİ sözündeki N harfi bitiştirici sessizdir. Böylelikle satır kralına gibi okunuyor. Buna benzer misaller çok. Mesela “Ur-dingir Ningirsu” ve “Ur-dingir Nammu” tabletlerinde böyle okunmuştur. Göründüğü gibi Sumer dilinde işlenen ekler Türk dilinin ekleri olup da hatta bu günkü Türkçeye bile çok uygun geliyor, derdim ki, neredeyse aynıdır.
Başka bakışımıza göre burada geçen tüm işaretler özgür durumdaki anlamıyla kullanılmıştır. Bu mantıkla bakarsak satır ...beslediği, akıncı(fatih) kral(ı) gibi okunuyor. Önceki satırla birleştirsek Tanrı Enlilin beslediği, yüce, akıncı(fatih) kral(ı) gibi.
V satır bütünlükle fonetik değerle okunarak Tanrı Sulgi`nin adını belirtiyor.
VI satırda birinci ve ikinci işaretler NİTAH(er, erkek) ve KALAG(güçlü) sözlerinden oluşan birleşmedir ki, güçlü er, güçlü erkek anlamına geliyor. Ancak bundan sonraki GA sözüne, eğer yukarıdaki kuralla, yani çiftleşmiş “G” sessizinin birini atıp da ek gibi yanaşırsak satır ...güçlü eri(Tanrı Sulgi`nin) gibi okunacaktır. Yok, eğer, GA sözüne özgür durumundaki anlamıyla yanaşırsak satır mantıkla ...beslediği güçlü er(Tanrı Sulgi`nin) gibi okunacaktır.
VII satırda işaretler tamamen fonetik değerile okunuyor. Buradaki LUGAL(kral) sözü dışında tüm işaretler birleşerek ülke adını belirtiyor. Bundan sonra geçen Kİ(yer), EN(bey) ve Gİ(sağlamlık, kamış, kamıştan yapılmış eşyalar determinatifi) sözlerinin birleşmesi ise Sumer ülkesinin gerçek adı – KENGERden başka bir şey değildir. Bunu burada söyleyelim ki, Sumerler kendilerini KENGER olarak adlandırmış ve bunun da doğru nedenleri vardır. Şöyle ki, bu gün arap dilinden alıp kullandığımız “araba” sözünün Türkçe karşılığı “kang(keng)”dir. İşte Sumerler(Kengerler) de tarihten bellidir ki, tekerli arabayı ilk defa keşf etmiş kavimdir. Hatta din tarihinde büyük Nuh tufanı adlanarak mitleşen, Sumer yazıtlarında Bilgameş adlanarak mitleşen Mesopotamiya taşkınından sonra Sumer kavimlerinin bir kısmı küçük gemilerle kuzeye – Doğu Anadolu ve Nahçivana doğru gidip kurtularak burada yaşadıktan sonra bu bölgelerde, özellikle Nahçivanda kenger, kengerli yer adları geniş yayılmaya başlamıştır.
Satırın sonucu işareti de yine özgür anlamında kullanılmayıp Ur ülkesinin adı gibi geçiyor. Kısacası, satır Sumer, Ur ülkeleri kralı gibi okunuyor. Bundan sonraki, yani VIII satır da aynı kurala uygun olarak tekrar Sumer kralı gibi okunuyor ve Kİ-EN-Gİ birleşmesinden sonraki Kİ sözü de burada yer adlarının sonunda ve ya önünde gelen determinatiftir. Sumer kralı sözünün ikinci defa, hemde vurgu ile tekrarlanması Sumer şehir devletlerinde var olan bir şehire diğer şehirlerin ekonomi, politik, askeri ve b. açıdan bağımlı olmasını göstergesi gibi tabletin ait olduğu kral Sumer ülkesinin kralı olup da aynı zamanda Ur şehirlerini kendisinden bağımlı durumda saklıyormuş. Ama yazıklar olsun ki, söz konusu kralın iki işaretten oluşan adında ilk işaret bozuntuya uğramış ve okunamıyor. Yalnız adının sonunun ...LİL olduğu bellidir.
26 Kasım 2010 Cuma
Bozkurt simgesi ve anlamı
Azerbaycanın kurtuluşu olan nasional sosializm
Bozkurt simgesi bir çok Türk tayfalarının ongonu olsa da, siyasi simge olarak ilk defa Göktürkler döneminde ortaya çıkmışdır. Her zaman beni düşündüren soru olmuş ki, neden BOZ kurt? Türklerde en ali kurt her zaman ağ ve ya gök kurt sayılmış ya.... Uzun araştırmalardan sonra ve başbuğumuz Ebülfez Elçibeyin konuşmalarından duydiuğum gerçeklere dayanarak anladım ki, BOZ renk eşitlik rémzidir. Bunun kökünün nerden kaynaklandığı konusunda okuyuculara bilgi vermek isterdim. Şöyle ki, ilk önceler Göktürklerde BUDUN(millet) iki hisseye bölünüyordu. AK BUDUN ve KARA BUDUN. Aynen Yunanistandaki aristokratiya ve demos, Romada plebeyler ve patrisiler gibi. Hatta Göktürkler bu konuda daha ileri giderek ikiye bölünmüş halka iki bayrak ve iki ordu yapmışlardı. Ağ milletin kendi bayrağı ve ordusu, kara milletin de öylece teşkil olunmuş sistemi vardı. Ağ milletin geleneksel gök renkli bayrağının üzerinde ağ kurt başı, kara milletin ise yine geleneksel gök renkli bayrağının üzerinde kara kurt başı vardı. Savaş zamanı iki budun ayrı ayrılıkta savaşıyordu. Birinci Göktürk kağanlığı böyle yönetilse de, ikinci Göktürk kağanlığı artık bu yönetimde deyişiklik yapmıştı. Birinci Göktürk kağanlığı çöküp Jujan esaretine düştükten sonra vahşi jujanlar Göktürkleri hakaretle madende demirçi gibi çalıştırıyorlardı. Hatta onların ali toplumsal kurallarını da vahşilikle bozuyor, ağ budunun temsilcilerini bile hakaretli şekilde madende çalıştırıyorlardı. Bunun sonucu gibi, bu birge iş üzere iki sosyal kesim arasındaki uçurum biraz kalkdısa da, ama resmi şekilde yasa, kanun haline dönüşmedi. İki sosyal kesimi tam birleşmesi daha gelecekde olacakdı.... Bu sosyal bölgü öyle sertti ki, hatta Jujan esaretine karşı direniş bile söz konusu bölgü halinde bir süre gitti, ama bölünmüş halde bir sonuça varılmadığını gören tayfa büyükleri uzun yılların anlamsız bölgüsünden can kurtarmayı düşündüler ve el kurultayı çağırdılar. Jujanların ağ budun, kara budun demeden her kesi aynı işde çalıştırması ile olumlu bir şey şu oldu ki, tüm budun, aslında bu sosyal bölgünün, hoş günlerin bir süsü olduğunu, ağır günlerde daha da zararlı olduğunu ve aslında hiç bir anlamı olmadığını anlayarak, söz konusu sosyal bölgünün ortadan kaldırılması kurultayda karara aldı. Tabii ki, şu bölgünü şartlandıran, simgeleyen bazı nesneleri de ortadan kaldırmak gerekiyordu. İlk adım olarak bayrak konusu gündeme getirildi. Ağ kurt ve kara kurt başlı bayraklardan imtina ederek, her iki renki birleşdiren, eşitlik, barış ve SOSİAL ADALET simgesi olarak BOZ renkde kurt resmi olan bayrağı tek bayrak gibi kabul ettiler. Bundan sonra Göktürkler tek, bölünmez millet gibi, tek yumruk gibi birleşerek, vahşi, köçebe Jujanlara karşı direnişe başlayarak kısa süreden sonra zafer çaldılar. Artık Asiyanın en büyük oturak sivilizasiya merkezi olan Ötüken kentinde BOZ KURT başlı bayrak dalgalanmaya başladı.... Bu devlet bir insan ömrü kadar – tahminen 70 yıl yaşasa da, yönetimi ile sırf demokratik, sosyal değerler ve insan haklarına dayanan bir dövlet olarak tarihte kaldı.... Hakanlar bir daha yüzlerce kadın beslemeyip bir hanımla yaşadılar, başlarına altın taç koymadılar, onların varı, mülkü öldükten sonra yasaların talebiyle halka dağıtılıyor, milletin refahı için harici – Çin kapitalının ülkeye akınına yasakladılar, devlet başkanı yalnız dört yıllığa, birce defa ve kurultay tarafından tam demokratik oy verme ile seçiliyordu...... Şimdi bakın, bizim, esasen harici – ingiliz, rus, kürt kapitaline karşı millet olarak direniş göstermemizde bu düşünceye ne kadar ihtiyacımız var.... Adolf Hitlere munasebet farklı olsa da, unutmamamız lazım ki o, birinci cihan savaşında çökmüş, harici yatırımdan asılı olan Almanyayı mahz şu ideoloji ile(söyleyim ki, Almanyada bir zaman geniş yayılan ve uygulanan şu ideoloji nasional-sosializm adlanıyordu) kurtarmıştı..... Aynı şeyi, İstiklal savaşı ve ondan sonraki Türkiyede Atatürkün devrimlerinde, yeniliklerinde görüyoruz. Sonuç olarak şunu söyleyim ki, Azerbaycan gibi, harici kapitalin milleti vahşicesine talan ettiği, totalitarizmin ayak alıp yürüdüğü, halkın sırf sosyal problemlerden nerdeyse bioloji varlık haline düşüp milli kimliğini unuttumuş olduğu bir ülkede, sağ milliyetçiliğin uğur kazanacağı gerçeklikle uygun değildir. Ama aksine, sol, sosyal refaha dayanan milliyetçiliğin ülkemize hatta istiklal getirdiğini ise Azatlık Harekatından biliyoruz.....
Bozkurt simgesi bir çok Türk tayfalarının ongonu olsa da, siyasi simge olarak ilk defa Göktürkler döneminde ortaya çıkmışdır. Her zaman beni düşündüren soru olmuş ki, neden BOZ kurt? Türklerde en ali kurt her zaman ağ ve ya gök kurt sayılmış ya.... Uzun araştırmalardan sonra ve başbuğumuz Ebülfez Elçibeyin konuşmalarından duydiuğum gerçeklere dayanarak anladım ki, BOZ renk eşitlik rémzidir. Bunun kökünün nerden kaynaklandığı konusunda okuyuculara bilgi vermek isterdim. Şöyle ki, ilk önceler Göktürklerde BUDUN(millet) iki hisseye bölünüyordu. AK BUDUN ve KARA BUDUN. Aynen Yunanistandaki aristokratiya ve demos, Romada plebeyler ve patrisiler gibi. Hatta Göktürkler bu konuda daha ileri giderek ikiye bölünmüş halka iki bayrak ve iki ordu yapmışlardı. Ağ milletin kendi bayrağı ve ordusu, kara milletin de öylece teşkil olunmuş sistemi vardı. Ağ milletin geleneksel gök renkli bayrağının üzerinde ağ kurt başı, kara milletin ise yine geleneksel gök renkli bayrağının üzerinde kara kurt başı vardı. Savaş zamanı iki budun ayrı ayrılıkta savaşıyordu. Birinci Göktürk kağanlığı böyle yönetilse de, ikinci Göktürk kağanlığı artık bu yönetimde deyişiklik yapmıştı. Birinci Göktürk kağanlığı çöküp Jujan esaretine düştükten sonra vahşi jujanlar Göktürkleri hakaretle madende demirçi gibi çalıştırıyorlardı. Hatta onların ali toplumsal kurallarını da vahşilikle bozuyor, ağ budunun temsilcilerini bile hakaretli şekilde madende çalıştırıyorlardı. Bunun sonucu gibi, bu birge iş üzere iki sosyal kesim arasındaki uçurum biraz kalkdısa da, ama resmi şekilde yasa, kanun haline dönüşmedi. İki sosyal kesimi tam birleşmesi daha gelecekde olacakdı.... Bu sosyal bölgü öyle sertti ki, hatta Jujan esaretine karşı direniş bile söz konusu bölgü halinde bir süre gitti, ama bölünmüş halde bir sonuça varılmadığını gören tayfa büyükleri uzun yılların anlamsız bölgüsünden can kurtarmayı düşündüler ve el kurultayı çağırdılar. Jujanların ağ budun, kara budun demeden her kesi aynı işde çalıştırması ile olumlu bir şey şu oldu ki, tüm budun, aslında bu sosyal bölgünün, hoş günlerin bir süsü olduğunu, ağır günlerde daha da zararlı olduğunu ve aslında hiç bir anlamı olmadığını anlayarak, söz konusu sosyal bölgünün ortadan kaldırılması kurultayda karara aldı. Tabii ki, şu bölgünü şartlandıran, simgeleyen bazı nesneleri de ortadan kaldırmak gerekiyordu. İlk adım olarak bayrak konusu gündeme getirildi. Ağ kurt ve kara kurt başlı bayraklardan imtina ederek, her iki renki birleşdiren, eşitlik, barış ve SOSİAL ADALET simgesi olarak BOZ renkde kurt resmi olan bayrağı tek bayrak gibi kabul ettiler. Bundan sonra Göktürkler tek, bölünmez millet gibi, tek yumruk gibi birleşerek, vahşi, köçebe Jujanlara karşı direnişe başlayarak kısa süreden sonra zafer çaldılar. Artık Asiyanın en büyük oturak sivilizasiya merkezi olan Ötüken kentinde BOZ KURT başlı bayrak dalgalanmaya başladı.... Bu devlet bir insan ömrü kadar – tahminen 70 yıl yaşasa da, yönetimi ile sırf demokratik, sosyal değerler ve insan haklarına dayanan bir dövlet olarak tarihte kaldı.... Hakanlar bir daha yüzlerce kadın beslemeyip bir hanımla yaşadılar, başlarına altın taç koymadılar, onların varı, mülkü öldükten sonra yasaların talebiyle halka dağıtılıyor, milletin refahı için harici – Çin kapitalının ülkeye akınına yasakladılar, devlet başkanı yalnız dört yıllığa, birce defa ve kurultay tarafından tam demokratik oy verme ile seçiliyordu...... Şimdi bakın, bizim, esasen harici – ingiliz, rus, kürt kapitaline karşı millet olarak direniş göstermemizde bu düşünceye ne kadar ihtiyacımız var.... Adolf Hitlere munasebet farklı olsa da, unutmamamız lazım ki o, birinci cihan savaşında çökmüş, harici yatırımdan asılı olan Almanyayı mahz şu ideoloji ile(söyleyim ki, Almanyada bir zaman geniş yayılan ve uygulanan şu ideoloji nasional-sosializm adlanıyordu) kurtarmıştı..... Aynı şeyi, İstiklal savaşı ve ondan sonraki Türkiyede Atatürkün devrimlerinde, yeniliklerinde görüyoruz. Sonuç olarak şunu söyleyim ki, Azerbaycan gibi, harici kapitalin milleti vahşicesine talan ettiği, totalitarizmin ayak alıp yürüdüğü, halkın sırf sosyal problemlerden nerdeyse bioloji varlık haline düşüp milli kimliğini unuttumuş olduğu bir ülkede, sağ milliyetçiliğin uğur kazanacağı gerçeklikle uygun değildir. Ama aksine, sol, sosyal refaha dayanan milliyetçiliğin ülkemize hatta istiklal getirdiğini ise Azatlık Harekatından biliyoruz.....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





